4. Bölüm - GÖZARDI EDİLEN KURAN HÜKÜMLERİ
Bir kısım insanlar dine inandıkları ve neredeyse hemen her gün Kuran'ı okudukları
halde Kuran'da yer alan ayetlerin bazılarını rahatlıkla gözardı edebilmektedirler.
Kimileri bu hataya bilinçsizce düşerken, kimileri de bu hükümleri, kendi ürettikleri
Kuran dışı bir mantığın etkisiyle bile bile önemsememektedirler. Tüm bunları yaparken
Kuran hükümlerini bile bile gözardı etmenin Allah katında kendilerine nasıl bir
sorumluluk yükleyeceğini ve kendilerini Allah'ın rızasından nasıl uzaklaştıracağını
ise hiç düşünmemektedirler. Oysaki Kuran ayetlerinde Allah'ın hükümlerini dikkate
almayan kimselerin ahirette azapla karşılaşabilecekleri önemle hatırlatılan bir
konudur.
Bu zihniyete sahip olan kimseler Kuran dışı bir mantığa dayanarak Allah'ın hükümleri
arasında bir önem ve öncelik sıralaması yapmışlardır. Hatta kimi hükümleri de tamamen
hayatlarından çıkararak bir kenara bırakmışlardır. Bu çarpık din anlayışı, yüzyılların
birikimi olan bir gelenekler dizisi şeklinde, nesilden nesile aktarılarak günümüze
dek ulaşmıştır. Bu yaygın dine göre, öncelikli görülen hükümler ihmal edilince vicdani
bir rahatsızlık duyulabilir. Ancak Kuran'da yer almasına rağmen, aynı derecede önem
verilmeyen emir ve yasaklar ihmal edilince kişi hiçbir rahatsızlık hissetmez. Kuran'da
farz olduğu açıkça bildirilen birçok konu, "yaparsan sevaptır, yapmazsan da bir
şey olmaz" mantığıyla değerlendirilir. Sakınılması gereken yasaklar ise, "Allah
affeder" mantığıyla rahatlıkla çiğnenir.
Oysa Kuran'ın hiçbir ayetinde böyle bir ölçüden bahsedilmemektedir. Namaz, oruç
gibi ibadetler nasıl Allah'ın kesin emirleriyse, Kuran'da bildirilen diğer emir
ve yasaklar da aynı şekilde tüm müminlerin uymaları gereken kesin hükümlerdir.
Bu konuyu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz. Bir kimse toplumun ahlaki baskısının
da etkisiyle zina veya hırsızlık gibi Kuran'da yasaklanan tavırlardan sakınıyor
olabilir. Ancak bu kişi vicdanı rahat bir şekilde, başkaları hakkında dedikodu yapabiliyor,
müminlere iftira atabiliyor, yapmayacağı bir şeyi söylüyor, Allah'ın ayetlerini
inkar eden insanlarla dostluk kurabiliyorsa ya da ihtiyacından arta kalanı infak
etmiyor, Kuran'da bildirilen vakitlerde Allah'ı tesbih edip hamd etmiyor, bu ve
benzeri emirlere uyup, Kuran'da tarif edilen yasaklardan tavırlardan sakınmayı kendince
önemsiz görüyorsa, bu kimsenin Kuran'da anlatılan İslam dinini ve mümin karakterini
tam olarak yaşadığı söylenemez. Bu kişi her ne kadar Müslüman olduğunu söylese de,
aslında toplumun çeşitli örf ve adetlerinden derlenmiş, arasına biraz da İslami
motifler katılmış bir "gelenekler dinine" tabidir. Bu kimselerin düştükleri en büyük
hata ise Kuran'da bildirilen hükümlerden birkaçını yerine getiriyor olmalarından
dolayı kendilerini yeterli görmeleridir. Yanlış bir zihniyete sahip olabileceklerine
ihtimal dahi vermedikleri için gerçek Müslümanlardan oldukları konusunda kendilerinden
son derece emindirler. Elbette ki Allah katında Rabbimizin rızası hedeflenerek yapılan
her bir ibadetin karşılığı vardır. Ancak gözardı edilerek bir kenara bırakılanların
da büyük sorumluluğu vardır. Namazını kılan, orucunu tutan bir kimse eğer tüm bunları
samimiyetle yapıyor ise Allah'ın izni ile ahirette yaptıklarının karşılığını alacaktır.
Ama bilgisizlik ya da cahillik söz konusu olmadığı halde Kuran'daki diğer hükümleri
bile bile önemsemiyor ve yerine getirmiyorsa, bu durumda yaptığı ibadetlerinin de
boşa gitme ihtimali olabilir. İşte bu nedenledir ki tüm müminler Kuran ayetleri
ile bu tehlikeye karşı uyarılmış ve atalarından kalan, geleneklerle şekillenen ve
cahilce yorumlara dayanan bu çarpık anlayışı terk etmeye davet edilmişlerdir.
Ancak Kuran'da, "Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun"
denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız"
derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?"
(Bakara Suresi, 170) ayetiyle de bildirildiği gibi kimi
insanlar bu konuda uyarıldıkları ve doğru kendilerine gösterildiği halde yine de
yaşadıkları bu geleneksel din anlayışında ısrarcı davranabilmektedirler. İşte bizim
bu kitap ile "gözardı edilen Kuran hükümleri" konusuna değinmekteki amacımız da,
içerisinde bulunduğu bu durumu fark etmemiş, ahiretteki karşılığını düşünmemiş,
bilinçli ya da bilinçsizce bu zihniyete sahip olan tüm insanlara Kuran'ın tüm hükümlerini
bir kez daha hatırlatarak, onları gerçek İslam dinini eksiksizce yaşamaya davet
etmektir. Çünkü insanların Kuran'dan bir bütün olarak sorumlu oldukları ayetlerde
bildirilmiştir. Kendini gündelik hayatın akışına kaptırarak Kuran'ın yüzlerce ayetini
terk eden, İslam'ı yalnızca namaz kılmak ve oruç tutmaktan ibaret gören bir kişi
ahirette, "benim bu ayetlerden haberim yoktu" diyemez. Yaşamı boyunca Kuran'da emredilen
konuları öğrenmemiş olmasına ya da bunları bildiği halde gözardı etmesine hiçbir
mazeret gösteremez. Böyle bir kişinin durumu ayette, "Yoksa siz, Kitabın bir
bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların
dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın
en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir" (Bakara
Suresi, 85) ifadesinde hitap edilen kişilerin durumundan
farklı olmayabilir.
İşte bu nedenle ilerleyen sayfalarda, toplumun genelinde sıkça gözardı edilen Kuran
hükümlerinden bir bölümünü ele alacak ve böylece inananları Kuran'ı tüm ayetleriyle
yaşamaya ve ayetlerde bahsedilen bu zorlu azaptan sakınmaya çağıracağız.